Hoşgeldin, Ziyaretçi:

Üye Ol
Yeni Tema ! Yeni temamız forumumuza hayırlı olsun.Bu konuda fikirlerinizi beyan edebilirsiniz.
Konuyu Oyla:
  • Derecelendirme: 0/5 - 0 oy
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
Dalyan Roman Özeti
#1
O her zaman geldiği ve her şeyini çok iyi bildiği bu pastanede kitabını okuyor, kahvesini yudumluyor. Buraya gelmeden önce duyduğu tedirginlik yok şimdi. Ama ister istemez anılara kayıyor usu. Kurtulamıyor bundan, daha doğrusu kurtulmak istemiyor. En boş masa kendisininki. Bir ses, okuduğu kitabın diliyle yanına oturmak için izin istiyor. O, gülümseyerek başıyla karşısındaki sandalyeyi işaret ediyor. Kız oturuyor, gülümseyerek "Kaçıncı sayfadasın,neresindesin kitabın? " diye soruyor. O, bu soruya önce şaşırıyor, sonra "Korsanlar, kadın taşıyan gemiye baskın yaptılar" diyor.

Kız tekrar gülümseyerek "Penelope" diyor, önce anlamıyor sonra birden o da adını söylüyor. O an tanışmış iki kişi olarak samimi denilebilecek bir konuşma içerisine giriyorlar. Daha doğru, Penelope ondan daha fazla konuşuyor o ise biraz şaşkınlıkla gülümsüyor ve elindeki kitaba bakıyor. Bir süre sanki uzun süredir tanışan iki arkadaş gibi oturuyorlar. Biraz duruyorlar, gülümsüyorlar, açıyorlar kitaplarını. Biraz okuyor, sonra sözcükler bulmaya başlıyor. Daha sonra Penelope, başını çevirip "Kar yağıyor, çıkmalı" diyor. Önce Penelope ardından o, çıkıyorlar kapıdan. Penelope, otomobillere yöneliyor. Ayrılık sözleri söylemediği için o da ardından yürüyor.

Penelope otomobile biniyor onun da binmesi için kapıyı aralık bırakıyor. O da arabaya biniyor. Penelope evinin önüne gelince " Yukarıya geleceksin, değil mi?" diye soruyor. Sorulan soruyu yanıtlamadan Penelope'yi takip ediyor. Kapıdan içeri girince bu yabancı evi tanımak için etrafı inceliyor. Penelope üzerini değiştirmek için odasına gittiğinde, aklına yine geçmişi geliyor ama bu düşüncelerden çabuk kurtulmayı başarıyor. Bir süre sonra Penelope giysilerini değiştirmiş olarak içeri giriyor. Penelope ona sıkılıp sıkılmadığını soruyor ama o her zamanki gibi yine susuyor. Susmayı bildiği kadar konuşmayı da bilse, birtakım şeyler daha çabuk çözümlenirdi. Hep başkalarına göre düzen veriyor kendine oysa şimdi kendisini ölçüp biçmeyi, eleştirmeyi bir yana bırakmalı. Ve ilk kez, Penelope'nin kendisinden önce söze başlamasından korkarak konuşmaya başlıyor. Artık birbirlerini tanıyorlar. “Ne zamandır buradasın?" diye Penelope'ye soruyor. Penelope bir araştırma buraya geldiğini, alıştığı yaşama koşulları bulunan en ucuz, en sakin yer olduğu için sonradan da burada kaldığını, ülkesinin zaten benimseyerek bir yerleşik bilinci taşımadığını söylüyor.

Gece uzayacak, sessizlik tedirgin etmeye başlıyor. Saatine bakıyor. "İşin mi var?"diyor Penelope. Bu soru ona çok soruldu, saate bakma alışkanlığı yüzünden. Gülümsüyor "Alışkanlık" diyor. Bu, yanıt sayılmaz, geçmişinden söz etmesi gerek, eskiden anlatırdı geçmişini şimdi ise kendinden hiç söz etmiyor.
Sessizlik uzuyor, sanki uzun bir süredir tanıdığı biri Penelope, öylesine rahat susabiliyor onun yanında. Şaşırıyor buna.

Yemek yemek için mutfağa geçiyorlar. Her zaman içtiği şarap daha bir güzel. Konuşma yaza, yazlara kayıyor. dokunuşları bilinçleniyor, anlamlanıyor. En son Penelope’nin elini tuttuğunda birden kesiliyor konuşma. Yatak odasına geçiyorlar, ilk öpüşme her zaman şaşırtır onu, sevişmeye başlıyorlar. Penelope "Neden burada olduğumu neden, nerelerden kaçtığımı sormuştun, işte bundan, bunun sonrasından, beni bekleyenden" diyor, susuyor. O "Birlikte gelmedik,, getirdin, şimdi, gidebilirim, gönderebilirsin, seçmek ve düzenlemek senin" diyor.

Birden uyanıyor, saatin kaç olduğunu bilmiyor. Uyansaydı konuşurlardı. Daha fazla yatamıyor,kalkıyor, giyiniyor. Penelope’nin çalışma odasına giriyor. Bir süre sonra Penelope geliyor. Yeniden yatak odası…
Ertesi gün, işine gidiyor. Daha kimseler yok masalarda. O sırada mesaj kutusunun sesi geliyor. Uzun bir teleks metni. Yazı makinesine bir kağıt takıyor, işaretlediği yerleri çevirmeye başlıyor.

Öğleye yakın bir saate, çevirdiği bir metni gönderdikten sonra pencerede duruyor. Dışarıya bakıyor. Şimdi telefon etmeli mi Penelope’ye? Kendisi aramazsa onu bulamaz Penelope. Çalıştığı bilmiyor. Ona telefon etmek yeni bir ilişkiye başlamak demek olacak Bu kez bitişi kendisinin olmayan bir ilişkiye başlıyor. Kendisi değildi başlatan çünkü. Penelope’yi arıyor. Buluşup bir lokantaya gidiyorlar. yemeklerini yiyorlar. İkisi de geçmişlerinden bahsetmiyorlar. En ufak bir geçmişi olmayan, daha yirmi dört saatini tamamlamamış bu ilişkinin başı boşluğunu, kendiliğindenliğini yaşamalı.

Penelope onu otomobili ile iş yerine bırakıyor ve böylece Penelope onun iş yerini de öğrenmiş oluyor. Alışmalı Penelope’nin bu kural tanımazlığına. Akşam buluşmak üzere birbirlerinden ayrılıyorlar.

Penelope, anlaştıkları gibi onu almak üzere iş yerine gidiyor. Penelope’ye " Önce bana uğrayalım" diyor. Eve vardıklarında, Penelope’yi evine davet ediyor. Beraberce eve giriyorlar. Penelope onun odasını, yattığı odayı, çalıştığı odayı görmek istiyor. Bir süre evde kalıyorlar.

"Öğrendin evi" diyor kapıdan çıktıklarında. Bu ilişkiye belli bir yön vermenin başlaması gereken bir noktada olduklarını biliyor. Dün gece ilişkiyi Penelope’nin istediği gibi kurmasını istediğini anımsıyor. Penelope’yi, bir başkasıyla birlikte yaşamayı seçmesi gerek. Bu yaşama biçimini bütünüyle yıkması, kendisini yeniden düzenlemesi gerek. Başarabilir mi bunu? Değer mi buna? Oysa başı boşlukların adamı değil mi?tüm bunları otomobilde Penelope’nin evine giderken düşünüyor. Az sonra duracaklar. Yukarıya çıkacak;yemek yiyecekler;sevişecekler... kaç gün sürecek bütün bunlar? Sürecek mi daha doğrusu?

O gece evde sıkılıp dışarı çıkıyorlar. Bir klüpten içeriye giriyorlar. Çevrelerine bakınırlarken biri el sallıyor. Bir zamanlar sık sık gördüğü, evine gittiği, birlikte geziye bile çıktığı biri bu. Gidiyor yanlarına. Karşılaşmanın içtenliği şaşırtıyor onu. Penelope hoşnut. Birden onun da çoğu gibi, güzel bir boş kalıp olabileceği geliyor aklına. Hiçbir yere ulaşamazlar o zaman.

Penelope çok içkili olduğu için eve dönerken arabayı onun kullanmasını istiyor. O da otomobil kullanmayı bilmediğini, taksiyle gidebileceklerini söylüyor. Taksi çağırıyorlar.

Eve vardıklarında Penelope içkinin de etkisiyle soyunuyor ve yatağa giriyor, uyuyakalıyor. O da soyunuyor, çırıl çıplak dolaşıyor ikinci kez geldiği bir evde. Giriyor yatağa. Uyuyamayacak. İçki içmek için tekrar kalkıyor. Tekrar yatağa girdiğinde "Seninle sevişmek için birlikte olmadığımıza inanayım diye gidelim demiştim. Birlikte yaşamak olsun diye" diyor.

Bu kez bitişi kendisinin olmayan bir ilişkiye başlıyor. Kendisi değildi başlatan çünkü. Penelope’yi arıyor. Buluşup bir lokantaya gidiyorlar. Yemeklerini (bilgi yelpazesi.net) yiyorlar. İkisi de geçmişlerinden bahsetmiyorlar. En ufak bir geçmişi olmayan, daha yirmi dört saatini tamamlamamış bu ilişkinin başı boşluğunu, kendiliğindenliğini yaşamalı.

Penelope onu otomobili ile iş yerine bırakıyor ve böylece Penelope onun iş yerini de öğrenmiş oluyor. Alışmalı Penelope’nin bu kural tanımazlığına. Akşam buluşmak üzere birbirlerinden ayrılıyorlar.

Penelope, anlaştıkları gibi onu almak üzere iş yerine gidiyor. Penelope’ye " Önce bana uğrayalım" diyor. Eve vardıklarında, Penelope’yi evine davet ediyor. Beraberce eve giriyorlar. Penelope onun odasını, yattığı odayı, çalıştığı odayı görmek istiyor. Bir süre evde kalıyorlar.

"Öğrendin evi" diyor kapıdan çıktıklarında. Bu ilişkiye belli bir yön vermenin başlaması gereken bir noktada olduklarını biliyor. Dün gece ilişkiyi Penelope’nin istediği gibi kurmasını istediğini anımsıyor. Penelope’yi, bir başkasıyla birlikte yaşamayı seçmesi gerek. Bu yaşama biçimini bütünüyle yıkması, kendisini yeniden düzenlemesi gerek. Başarabilir mi bunu? Değer mi buna? Oysa başı boşlukların adamı değil mi?tüm bunları otomobilde Penelope’nin evine giderken düşünüyor. Az sonra duracaklar. Yukarıya çıkacak;yemek yiyecekler;sevişecekler... kaç gün sürecek bütün bunlar? Sürecek mi daha doğrusu?

O gece evde sıkılıp dışarı çıkıyorlar. Bir klüpten içeriye giriyorlar. Çevrelerine bakınırlarken biri el sallıyor. Bir zamanlar sık sık gördüğü, evine gittiği, birlikte geziye bile çıktığı biri bu. Gidiyor yanlarına. Karşılaşmanın içtenliği şaşırtıyor onu. Penelope hoşnut. Birden onun da çoğu gibi, güzel bir boş kalıp olabileceği geliyor aklına. Hiçbir yere ulaşamazlar o zaman.

Penelope çok içkili olduğu için eve dönerken arabayı onun kullanmasını istiyor. O da otomobil kullanmayı bilmediğini, taksiyle gidebileceklerini söylüyor. Taksi çağırıyorlar.

Eve vardıklarında Penelope içkinin de etkisiyle soyunuyor ve yatağa giriyor, uyuyakalıyor. O da soyunuyor, çırıl çıplak dolaşıyor ikinci kez geldiği bir evde. Giriyor yatağa. Uyuyamayacak. İçki içmek için tekrar kalkıyor. Tekrar yatağa girdiğinde "Seninle sevişmek için birlikte olmadığımıza inanayım diye gidelim demiştim. Birlikte yaşamak olsun diye" diyor Penelope. Öfkeleniyor. Gene bilmedi ilişkim kurmasını şimdi yapacağı tek şey sevişmek.

Sabah uyandığında ayılmak için duş alıyor ve Penelope’nin hazırladığı kahvaltıdan atıştırıyor. Daha sonra dün bıraktıkları arabayı almak için dün gece gittikleri yere gidiyorlar.

Günler hep aynı sürüp gidiyor. İçindeki bu bezginliği atamak için tek yol kentten çıkıp gitmek. "birkaç günlüğüne bir yere gidelim mi?" diyor Penelope’ye nicedir bu coşkuluğu yaşamamıştı. Birlikte İstanbul’a gitmeyi kararlaştırıyorlar.

O akşam sinemaya gitmek için dışarı çıkıyorlar. Apartmandan çıkarken alt katlarında oturanlarla karşılaşıyorlar. Adamla kadın bakmıyor yüzlerine, konuşmalar başlamış demek.

Bir zamanlar, tek başına gitmek zorunda olduğu için aylarca gitmemişti sinemaya. Şimdi ise yanında Penelope var. Penelope ‘nin daha öncekilere hiç benzemeyen bir şekilde vazgeçilmez olmaya başladığının bilinci git gide tedirgin edici.

Birden parlıyor ışıklar. "çıkalım mı?" diyor Penelope. Penelope ile birlikte salondan çıkarken birden duraklıyor, gövdesi geriliyor. Gülay’ı görüyor salonda. Yaşamının kuytularındakiler teker teker çıkıyor mu su yüzüne? Olumlu bitmediğine üzüldüğü tek ilişkisi bu. Evlenmediğine yerindiği tek kadın. Bakışları karşılaşınca gülümsüyor,kızarıyor. Onun başının çevirmesiyle kocası da çeviriyor başını. Penelope’nin yanında olması bir kez daha kurtuluş onun için.

Otomobilin yanına geldiklerinde, anahtarı uzatıyor Penelope, "sen kullan" diyor. Hayır diyemiyor. Direksiyona geçiyor, aklında Gülay var. Uzun süre geçmesine rağmen yeniden anımsıyor işte. Evlenmeyi istediği, gerçekten korkusuzca evlenmeyi seçtiği kadındı o. Dar yolda önünde giden otomobili hızla solluyor, önüne geçiyor. Şaşırıyor bu davranışına. Kendini, korkularını hiçe sayıyor.

Eve vardıklarında, Penelope İstanbul için hazırlık yapmaya başlıyor. Onun aklına yine Gülay geliyor. Bir süre Penelope’nin evinde oturduktan sonra kendi evine geliyor. uzun süredir uğramadığı bu ev ona garip geliyor. Üniversite yıllarında, otel odasına dönerken ya da elçin ile birlikte gezerken onunla birlikte paylaşacağı evi düşlerdi. Gülay’la birlikteyken önemli olan ev değildi. Düşünsel, tensel,gerçek bir paylaşmaydı. Bu geceki karşılaşma Penelope yokken olsaydı?gene böyle mi karşılaşırdı? Gülay’ı düşündüğü zaman Elçin’e duyduğu öfke yok içinde. Yalnızca bir kırıklık. Hep yanlış ilişkiler seçmedi mi? İlki çocuktu, ikincisi evli bir kadın, şimdi de birlikte yaşadığı, kendisini paylaştığı üçüncü kişi,bir yabancı. Evlenmeli mi Penelope ile? Bilmiyor...

Tunç ve Sumru onun arkadaşlarıydı. Sumru ile asıl tanışmaları bir arkadaşlarının evinde olmuştu Sumru ile de küçük bir gönül ilişkisi yaşamıştı. Ama şu an Sumru tunç’la evliydi, birde çocukları olmuştu. O akşamda penelope ile birlikte tunç ve Sumru’nun evine oturmaya gitmişlerdi.

Onlardan ayrıldıktan sonra penelope ile kendi evine gidiyorlar. Oysa ki aylardır Penelope’nin evinde kalıyor. Evde bir sessizlik oluşuyor. Bu sessizliği bir korna sesi bozuyor. Gelen eski arkadaşlarından Rıfkı. Penelope Rıfkı’nın gelmesinden hoşlanmıyor. Bunun nedenini daha sonradan anlıyor. Penelope, bu hoşnutsuzluğunun nedenini sonradan ona anlatıyor. Rıfkı ile Penelope’nin buraya gelirlerken uçakta tanıştıklarını ve Rıfkı’nın Penelope’den yatak arkadaşlığı istediğini öğreniyor. Penelope ile kendi evinde kalmak istemiyor, bu bir yaşamı paylaşmak olur. Ancak Penelope istemiyor gitmeyi. Kalıyorlar.

Aslında onun Penelope ile evlenmek. "benimle evlenmek ister miydin Penelope " diyor birden. "HAYIR!" cevabı geliyor Penelope’den. " teşekkür ederim Penelope, bir dostluğu kurtardın, bir yaşamayı kurtardın " diyor bu cevabın karşılığında.

Gecenin bir saatinde, Penelope’nin evine gitmek için evden çıkıyorlar. Direksiyonun başına oturan yine kendisi. O sinema dönüşü boyunca, kullanabileceğini doğrulamıştı. Şimdi de kullanabilir. Yağmur başlıyor o sırada. Yağmur gitgide hızını artırıyor. Penelope’ye vermiyor direksiyonu. Yokuşun tam başında, kaldırımlar boyunca dikili ağaçların arasındaki karaltıdan bir şeyin yola fırladığını görüyor. Tam frene basacakken gölge otomobilin yan önüne vuruyor ve kayboluyor. Ne oldu? Penelope’de de ses yok.

O gece birini öldürdü o. Penelope de bunun farkında. Şaşkınlıkla Penelope’ye bakıyor, Penelope "artık önemli değil, yarın bir bakarız,iz var mı arabada. Gazetelere de bakarız. Yatalım şimdi" diyor. Tanıdı mı Penelope’yi? Tanımamış. Uyuyamıyor o gece.

Sabah gazetelere ve arabaya bakıyorlar. Ne bir haber ne bir iz var.

İşe gidiyor, çalışma odasına giriyor, bakınıyor çevresine, kimse durdurmadı onu, kimse gelmedi yanına. En ufak bir iz bile kalmadı dün geceden. Ancak o gün çalışma arkadaşı Hüsnü’nün garip sorularıyla karşılaşıyor. Pek sevmez Hüsnü’yü, katlanamaz ona.

Çok geçmedi o sersemletici olaydan bu yana. hâlâ arıyor olamazlar yine de. kapanmıştır o dosya. Anlamadığı Hüsnü’nün tepkileri. Penelope ile, otomobil ile otomobil kullanmasıyla ilgili garip sorularıyla karşılaşıyor Hüsnü’nün. Hüsnü, kaza gecesi bir ara, gece yarısından sonra, o sokaktan indiğini de söyledi. öfkeyle geriliyor yüzü, tedirgin oluyor birden.

Aklından çıkaramıyor yaşadığı olayı. Birini öldürdü. Çekmesi gerek bunu. Tek başına hem de. Bütün bunları yapan kendi. Penelope’nin onu otomobili kullanmaya zorlaması, otomobilin kendisi kadar suçsuz bu olayda. Ama Penelope’nin davranışlarına anlam veremiyor bir türlü. Olay yaşanmamış gibi davranıyor Penelope. Oysa ki her şeyi biliyor. Bu bir paylaşım mı?

Olayın üstünden günler geçiyor, artık bu olayın bahsi açılmıyor ikisi arasında.

Bir akşam tunç ve Sumru’nun evine yemeğe gidiyorlar. Hiç sormadı Sumru’ya eski arkadaşlarını. Bu kez de Gülay’ı sorarsa ne olur tepkisi Sumru’nun? Ama Sumru’ya Gülay’ı sorması saçma. Anlamsız. Hiç yoktan Tunç’un kesilmek bilmez sorularıyla karşılaşacak. Vazgeçiyor sormaktan. Oysa ki Sumru, Gülay’ı bilir. Elçin’i, Elçin’deki çıkmazını bildiği gibi Gülay‘daki nedeni ve sonucu da bilir. Ama sormuyor.

O akşam söz yaz ve tatilden açılıyor. O an, Penelope ile birlikte güney taraflarına tatile gitmeye karar veriyorlar.

Penelope o akşam Sumru ile bir şeyler konuşmuştu. Eve döndüklerinde Penelope’ye " ne konuştun Sumru’yla ? ne söyledin ona? " diye soruyor merakla. Penelope ilk önce anlatmak istemedi, daha sonra "bursum bitti. pasaportumu da yenilemeliyim. Onun için de dönmeliyim. Yıllardır dönmedim. gezi dönüşü gitmeliyim. " dedi. " dönebilirsin ama değil mi? " diye sordu bu sefer. "hiç söz vermemiştik hani birbirimize? Başka bir şey söylememi bekleme" dedi Penelope. Penelope gidecek, o kalacak burada. Garip duygular hissetti içinde. Kim Penelope? Döner mi Penelope?

Kararlaştırdıkları gibi güneye gidiyorlar. Deniz, güneş... unutmuş gibiler yaşadıklarını. Yüzüyorlar, gülüyorlar, sevişiyorlar. Çekinmiyorlar birbirinden. Bazen aklına geliyor Penelope’nin gideceği. Penelope gittikten sonra ne yapacak? Nasıl taşıyacak bir olayın yükünü?

O gün Penelope’nin bazı işlerini halletmek üzere şehre iniyorlar. Otele döndüklerinde, otelin resepsiyoncusu geliyor yanlarına "bir bey sizi sordu, arkadaşınızmış. Yarın sabah gelecek gene. " Diyor. Gelen kişinin bıraktığı notu ona uzatıyor. Odaya çıkıyorlar. Şaşkınlık ve tedirginlik içinde "geldi. Peşimde benim. " diyor Penelope’ye. Penelope sakin bir tavırla "abartma, hadi denize girelim" diyor cevap olarak.

Karşılayamaz Hüsnü’yü, kurtulması gerek Hüsnü’den. O örenin bulunduğu burun, yalıyar, çözümleyebilir bunu. Ya da bir başka çözüm bulunur. Gene binlerce soru ile tıkanıyor, gene belirsizlik,gene Penelope.

Penelope’yi tanımıyor. İç dünyası bir yana yaşadıklarını bilmiyor. Soruşturma da dese, sussa da, tanımadığı, kendini ile ilgili çok şey bilen Penelope’nin bırakıp gitmesi ürkütücü. Bilecek olan, Ören’in bulunduğu burunda olacakları da görecek Penelope. bu kez de kaza sözüne bağlı kalabilecek mi?

Penelope ile birlikte gidiyor karakola. Sorgu yargıcının odasına gidiyorlar. Önce Penelope’yi alıyor yargıç, onu ise yan odaya gönderiyor. Ne anlatıyor Penelope?anlatmış mıydı hüsnü başkasına ? bilmiyor... bir süre sonra Penelope çıkıyor kapıdan,gülümsüyor. Bu kez o giriyor içeriye. Yargıç "önce Hüsnü Bey’den başlayalım" diyor ve ona hüsnü ile ilgili bildiklerini soruyor. Oda Hüsnü’nün sadece iş arkadaşı olduğunu, özel hayatını bilmediğini söylüyor. "neden gelip aramıştı sizi? " diye soruyor yargıç. O da "bilmiyorum, tatile gelmiş. Burada olduğumu biliyordu " diye karşılık veriyor. Bu sefer yargıç ondan kazayı anlatmasını istiyor. O da "bakımsız bir örendir. çöküyor, denize kayıyor. Penelope fotoğraf çekiyordu. Penelope’ye gitmemesini söyledim. O sırada Hüsnü geldi kaptı makineyi. Ona da (bilgi yelpazesi.net) dikkat etmesini söylüyordum. Fotoğraf çekerken birden bağırdı. Kayboldu. Atıldım ama kurtaramadım" diyor yargıç" Miss Penelope’nin anlattıklarına uyuyor, başka tanık da yok... " diyor ve "kaza olduğundan eminiz, ayrılabilirsiniz buradan istediğiniz zaman. Üzdük biraz sizi" diye devam ediyor sözüne, ikisi kapıdan çıkarken yargıç kapıdan çıkıyor ve son olarak "Hüsnü Bey, burada görevli olarak bulunuyorum" diyor. Birbirlerinin yüzüne bakıyorlar şaşkınlıkla. Neydi görevi? Ajanstan gönderilmiş olamazlardı. Muhabir değildi ki Hüsnü? Söylerdi üstelik.

Olayla ilgili hiç konuşmuyorlar Penelope ile. Bir yerde yemek yiyorlar "buradan ayrılmak istemiyorum" diyor. "ben gittikten sonra geri gelirsin diyor Penelope. Buradan ayrılmak istemiyorum" diyor. "Ben gittikten sonra geri gelir misin diyor" Penelope "hayır" diyor. “Bu kez kaza değildi. Biliyorsun” Başını “evet” anlamında sallıyor Penelope. “Neden? Kimsin sen Penelope? Ne hakkın var böyle bağışlayıcı olmaya?” diye soruyor. Duruyor Penelope “iş karışmasın diye, gitmem engellenecekti” diyor. “giderken doğru değil söylediğim” diyor. “neden diye sorma kurcalama benim duygularımı, düşüncelerimi” diyor. Penelope işlerini bitirmeye gidiyor, ertesi gün dönecek ülkesine. Şimdi oda arabayla gidecek arkasından, akşama görecek onu geceyi onunla geçirmeli. Onunla gitmek istemedi, nedense. Biniyor otomobile biraz daha gaza basıyor. Yol dikleşir göremiyor dağların doruklarını.


Konu ile Alakalı Benzer Konular
Konular Yazar Yorumlar Okunma Son Yorum
  İkinci şans kitap özeti Dogukan 1 169 05-04-2016, Saat: 22:49
Son Yorum: SelcukBass
  Bir bilim olarak psiliyatri Kitap Özeti Dogukan 0 156 05-04-2016, Saat: 22:39
Son Yorum: Dogukan
  Canan Kitap Özeti Dogukan 0 175 05-04-2016, Saat: 22:38
Son Yorum: Dogukan

Hızlı Menü:


Konuyu Okuyanlar: 1 Ziyaretçi

Türkçe Çeviri:MCTR MyBB, © 2002-2016 MyBB Group.
Desing and Coding By Mustafa SEVİM