Hoşgeldin, Ziyaretçi:

Üye Ol
Yeni Tema ! Yeni temamız forumumuza hayırlı olsun.Bu konuda fikirlerinizi beyan edebilirsiniz.
Konuyu Oyla:
  • Derecelendirme: 0/5 - 0 oy
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
Mehmet Özdemir
#1
Mehmet Niyazi Özdemir ( 1942)

Mehmet Niyazi: Düşünmeyi öğrenemiyoruz




Konfüçyüs, insanların birbirleriyle anlaşmaları için aynı kelimeye aynı anlamı vermeleri gerektiğini belirtiyor.




Bunun için elinde imkan olsa, bütün vatandaşlara aynı lügati okumalarını mecbur etmeyi düşündüğünü ilave ediyor. Bizde ise maalesef aynı kelimeye aynı anlamı yüklemek değil, insanlar peşinde koştukları ideolojilerin bile toplumu nereye götüreceğinin farkında değiller, yani temel değerlerde bile mutabakat sağlanamıyor. Solcu bir dostum vardı; “Diyelim ki iş başına geldiniz; ne yapacaksınız?” diye sorduğumda bana şu cevabı verdi: “Ülkemizin kaymağını yiyen Rum'u, Ermeni'yi, Yahudi'yi derhal sınır dışına çıkaracağız; ondan sonra da diğer faaliyetlerimiz gelecek.” Halbuki onun yaptığı ırkçılıktı, inandığı değerlerin ona emrettiği ise dinleri, milliyetleri ayrı olsa da bütün insanları eşit görmekti; ama arkadaşım bunun farkında değildi.

Karı-koca üniversitede öğretim üyesi dostlarım, bazı dokümanlara bakmak için kütüphaneye gelmişlerdi; ikisinin de metafizik dünyası çok zayıftı, modern olmakla övünürlerdi. Gereksiz bir konudan dolayı aralarında bir münakaşa başladı; bir süre sonra hanım kalkıp başka bir bölüme gitti. Beyi kendime daha yakın hissettiğimden uyarıda bulunmak istedim; “Çocuk sahibisiniz, böyle tartışmalar bir gün acıyla sonuçlanabilir, biraz daha dikkatli olman gerekmez mi?” Dostum bakışlarını bana çevirdi, yüzünde bıçağın kemiğe dayandığı ifadesi okunuyordu: “Evliliğimizi sürdürmemiz çok zor. Bana muska yaptırıyor, işlerim rast gitmiyor.” Ona sadece bakabildim, ateist, modern olmakla övünen dostlarımdan birisi muska yaptırıyor, diğeri de muskanın gazabına uğradığına inanıyordu.

Gençliğimizde Marmara Kahvesi bizim için adeta bir üniversite idi. Orada çok seviyeli münakaşalar yapılır, ilmi kitaplar sayılıp dökülür, fikri ne olursa olsun herkes karşısındakine saygı duyardı. O günlerden kalma avukat bir dostum var; herhangi bir inancı olmayan bu dostumla bazen birbirimizin canını sıksak da birbirimizden ayrılmıyoruz. Onun bir hatırasını hiç unutmam; tuttukları futbol takımının bir maçında, takımlarının gol yememesi için bir medyum bulmuşlar; kaleyi bağlatmak istemişler. Medyum; “Ben maçtan anlamam; siz bana kaleyi gösterin, gerisine karışmayın.” demiş. Maça gitmişler, takımlarının kalesini göstermişler, medyum güya kaleyi bağlamış. İlk devreyi takımları gol yemeden tamamlamış. Devre arası olmuş, kaleler değişmiş, takımları ikinci yarının başında bir gol yemiş; medyuma ‘Ne oluyor?' diye sormuşlar, meğer medyum, devre arasında kalelerin değiştiğini bilmiyormuş, takımlarının ilk yarıdaki kalesini tutmaya devam ediyormuş. Hiçbir metafizik olaya inanmayan dostumun, herhangi bir mantığı olmayan bu olayı bana ciddi ciddi anlatmasını uzun süre düşünmüştüm.

Bir cemiyette din kültürü zayıflamışsa, manevi gıdaya muhtaç halkta ehliyetsiz insanların yapacakları telkinlerin cazibeyi artıracağını, batıl itikatların dine karışmasına imkan vereceğini belli bir seviyede sosyal bilimlerle ilgilenen herkes bilir. Ülkemizde zaman zaman irtica tehlikesi gündemimizi işgal etti; buna da sarıklı, cübbeli insanların çoğalmaları, uydurma tarikatların taraftar bulmaları işaret gösterildi. Fakat dikkat edilmesi gerekirdi ki bunlar arasında bir tane ilahiyat menşeli insan yoktu. Çünkü onlar dini biliyorlardı. Ama biz irticadan mütedeyyin kitleleri sorumlu tuttuk. Zannediyoruz ki, irtica ve hurafe köklerini dinlerde bulurlar. Halbuki irtica ve hurafeye en büyük darbeyi semavi dinler vurmuşlardır. Ayrıca irtica sadece dini motifli değildir; ladini kökenli irtica daha yaygın ve daha tehlikelidir. Dindar, dini öğrenirse, dini motifli irticadan kendisini kurtarır. Ladiniliği hayat ilkesi kabul eden, dini öğrenmeye ihtiyaç duymaz; irticanın pençesinden nasıl kurtulacağını da bilmez.

Karanlık bir dünyada yaşıyoruz. Mercimek kadar beyni olan, olağanüstülüklerle kuşatılmış olduğumuzu fark eder. İnsanın kendisi bile olağanüstü bir varlıktır. İlimler devamlı gelişip, önümüzü aydınlatacaktır; fakat aydınlıkların arkasında karanlıklar hep bulunacaktır. O da imanın konusu olacaktır; anahtarı da dini bilgilerdedir. İlmin ve imanın sahalarını idrak edemeyenler, irticanın, hurafenin kölesi olmaya mahkumdurlar.

Pedagogların, niçin mantıklı düşünemediğimiz üzerinde ciddi şekilde durmaları gerekir. İlk bakışta eğitimimizin muhakemeye değil, ezbere dayalı olması sebep olarak görünüyor. Fakat mutlaka daha önemli gerekçeleri olmalı. Bu problemi çözmeden mesafe almamız bir yana, varlığımızı bile korumamız mümkün değildir. 

Zaman 20 Temmuz 2015




Alttan aldık yeteri kadar.
Bundan sonra herkes EDERİ kadar.


ForumAmca 2.Üyesi



Konu ile Alakalı Benzer Konular
Konular Yazar Yorumlar Okunma Son Yorum
  Mehmet Şükrü Erdinç ertank 0 138 03-07-2015, Saat: 08:38
Son Yorum: ertank

Hızlı Menü:


Konuyu Okuyanlar: 1 Ziyaretçi

Türkçe Çeviri:MCTR MyBB, © 2002-2016 MyBB Group.
Desing and Coding By Mustafa SEVİM