Hoşgeldin, Ziyaretçi:

Üye Ol
Yeni Tema ! Yeni temamız forumumuza hayırlı olsun.Bu konuda fikirlerinizi beyan edebilirsiniz.
Konuyu Oyla:
  • Derecelendirme: 0/5 - 0 oy
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
Semerkant | Amin Maalouf
#1
Kısa bir süre önce Semerkant'a gelen Ömer Hayyam, bir kavgaya karışarak kendini kadının önünde bulur. Ancak kadı onu tanır. İbn-i Sina'nın öğrencisi bu bilge insana ceza vermekten kaçınır ve onu zamanın hükümdarı, şiire önem veren bir sultan olan Nâsır Han ile tanıştırır. Han, dönemin şairi olan Cihan adlı bir kadının şiirlerinden etkilenmektedir. Ancak Cihan adlı şair, Ömer Hayyam'ı da etkilemeyi başarır.

Bir gün kadı Ömer Hayyam'a bir defter hediye eder ve onun eşsiz bilgilerini yazmasını ister. Bilginin sürekli yenilendiğine inanan Ömer Hayyam, defteri herkesten gizlediği rubailerini yazmak için kullanır ancak kadıya olan minnettarlığını göstermek için sonraları bilinmeyen sayıyı gösteren, x terimini bulduğu önemli bir eser yazar.

Semerkant'ta hayat devam ederken, Alparslan tarafından açılan savaşta Semerkant zayıf düşer ancak Alparslan'ın bir esir tarafından öldürülmesiyle savaş son bulur. Bu sırada Selçuklu veziri Nizamülmülk’le tanışan Hayyam bir buluşma talebi alır. Vezirle buluşmak için yola çıkan Hayyam, kaldığı bir handa Hasan Sabbah ile tanışır. Vezirle buluştuğunda, Hayamm'dan bilgilerini sunması karşılığında tüm isteklerinin yerine getirileceği söylenir. Hayyam çalışmalarını sürdürürken Hasan Sabbah da hafiyelik görevine atanır. Ancak Sabbah, görevini kötüye kullanarak dönemin hükümdarı Melikşah'ı vezire karşı kışkırtır ve bu davranışıyla hakkında kötü izler bırakarak, imparatorluk dışına sürülür.

Yeni Vahiy adı altında bir İsmaili ordusuyla ortalığa çıkan Sabbah, Müslümanlığı yaymak için mücadeleye başlar. Sabbah'ı durdurmak için atılan Vezir, Semerkant'ın alınmasına vesile olur ancak Melikşah'ın kinini üzerine çeker ve böylece Melikşah tarafından çıktıkları bir seferde öldürülür. Olayı sindiremeyen vezir yandaşları da Melikşah'ı öldürerek imparatorluğu Terken Hatun'a bırakırlar ancak o da çok geçmeden aynı grup tarafından öldürülür.

Öldürülme sırasının Hayyam'a geldiğine inanan vezir yandaşları, Vezir'in en yakın koruması Vartan'ı bu iş için tutarlar. Ancak Vartan Hayyam'ı öldürmez ve onu yanına alarak diyar diyar gezerler. Merv şehrine varan bu iki yoldaş, burada yaşamaya başlarlar. Bu sırada Alamut Kalesi'nde hüküm süren Sabbah'ın tek amacı Hayyam'ı yanına almak olmuştur. Hayyam'ın yazmasını kaçırarak onu elde edeceğini düşünen Sabbah, yanılır ve bu olay üzerine memleketine dönen Sabbah her şeyden vazgeçer ve kısa süre sonra da vefat eder. Hasan Sabbah da yaşadığı ve yaşattığı bunca şeyden sonra ölüme yenik düşer. Yıllar sonra Moğol istilasına uğrayan ülke, Alamut Kalesi'ndeki eşsiz kütüphaneyi de kaybeder ve Hayyam'ın tek eseri olan el yazması kitabı esrarengiz bir şekilde yitip gider.

Kitaba Semerkant tarihi ve Ömer Hayyam'ın hayatıyla ilgili tarihi hikayeler nakletmeyle başlayan Amin Maalouf, romanın ilk bölümlerinde Benjamin Omar Lesage'ın ilginç hikayesini anlatmak için Semerkant ve Ömer Hayyam hikayelerine başvuruyor. Buradan sonra okuyacaklarınız, Ömer Hayyam ve onun rubailerine hayran olan bir adamın, Hayyam'ın tek el yazması eserine kavuşma mücadelesini anlatacaktır.

Fransız kökenli olan Amerikalı Benjamin Omar, ismini ailesinin Ömer Hayyam merakına borçludur. Kendisi de Hayyam'la ilgilenmiş ancak Hayyam'a ait bir yapıtın bulunmamasından ona olan inancını yitirmiştir. Bir gün Hayyam'a ait bir eserin varlığını sürdürdüğünü öğrenir ve yollara düşer. İstanbul'da bir vesileyle tanıştığı dostu Cemaleddin, yıllarca İran'da demokratikleşme hareketleriyle tanınan bir adamdır. Ömer Hayyam'a ait tek el yazmasının İran'da bulunduğunu öğrenen Benjamin, yeniden yollara düşer ve Cemaleddin'in dostuna gönderdiği bir mektup yüzünden başı belaya girer. Benjamin bir süre kaçak hayatı sürer ancak İstanbul'a dönmenin bir yolunu bulduğu sıralarda dostu Cemaleddin'i yitirir. Ülkesinde bulunduğu zamanlar, İran'daki dostu İran prensesi Şirin'den İran'a dair haberler alan Benjamin, Hayyam'a ait yazmanın prenses tarafından kurtarıldığını öğrenir. İran'a yeniden ziyaret gerçekleştiren Benjamin, İran'a gelmesi beklenen demokrasi için bir süre arkadaşlarıyla birlikte savaşır ve nihayet zaferi tadarlar. Bu sırada Benjamin, prensesi etkilemeyi başarır ve sevgili olurlar. Benjamin yıllarca peşinden koştuğu yazmaya kavuşur. Yeni yeni demokrasisine kavuşan İran, Rus ve İngiliz baskılarına yenik düşerek rejim değiştirir. Umutları yıkılan demokrasi yandaşları Benjamin ve prensesi Şirin, soluğu Batı'da alırlar ve evlenirler. Balayı için Titanic'den başka bir şey düşünemeyen çift, yolculuğa koyulur. Ancak hepimizin bildiği gibi Titanic görünmez bir buz dağına çarpar. Benjamin ve Şirin bu kazandan kurtulurlar fakat Ömer Hayyam'ın yazması sular altında kalır. Nihayet karaya vardıklarında, onları bekleyen kalabalıkta Benjamin Şirin'i kaybeder ve ondan bir daha haber alamaz. Hem yıllarca onu bulmak için maceralara atıldığı yazmayı hem de biricik karısını kaybeden Benjamin, anılarıyla baş başa kalır.

Romanın, Hayyam'ın yaşam öyküsünün yanı sıra, İran tarihine değinerek okuyucuya çok şey katmayı hedefleyen bir yazar tarafından yazıldığı çok açık görülüyor. Tarihi bir roman olması onu sürükleyiciliğinden de uzaklaştırmıyor aynı zamanda. Yazar okurken tarihe tanıklık etmek bir yana, yaşanan olayların heyecanı içerisinde de nefes nefese bırakıyor insanı. Mutlaka okunması gereken kitaplardan olduğuna cânı gönülden inanıyorum. Bana düşen tek şey Amin Maalouf'un bu üstün başarısını tebrik etmek sanırım. Okuduğum müddetçe, beni düş aleminde gezintiye çıkaran sevgili Amin Maalouf'a sonsuz teşekkürler...


Konu ile Alakalı Benzer Konular
Konular Yazar Yorumlar Okunma Son Yorum
  Semerkant Kim-Jong 0 88 23-07-2015, Saat: 12:10
Son Yorum: Kim-Jong

Hızlı Menü:


Konuyu Okuyanlar: 2 Ziyaretçi

Türkçe Çeviri:MCTR MyBB, © 2002-2016 MyBB Group.
Desing and Coding By Mustafa SEVİM