Hoşgeldin, Ziyaretçi:

Üye Ol
Yeni Tema ! Yeni temamız forumumuza hayırlı olsun.Bu konuda fikirlerinizi beyan edebilirsiniz.
Konuyu Oyla:
  • Derecelendirme: 0/5 - 0 oy
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
Yarın diye bir şey yoktur Kitabı Özeti
#1
Kendimi hafifçe heyecanlı hissediyordum: Bir sürü sıgara içmiştim; son olsun diye bir tane daha yaktım. Bu biter bitmez yatağa girmeliydim: Yarın vücudum dinlenmiş, zihnim açık olmalıydı.
Sıgarayı içerken Hâmid’den ve mesela bir Davalaciro diskuru veya Ankara’nın ünlü eleştirmecisinden, kendi diliyle yazılmış bir söyleşi okuyayım dedim; ama baktım ki heyecanım bütün anlayışsızlığımı seferber etmiş ve ben en açık alay unsurlarını bile atlayıp geçiyorum, hattâ kabalaşacağım; bıraktım.
Bu heyecan, şiddetle ihtiyacım olan uykuyu gocundurabilir, onu nasıl defetmeli?
Islık çalayım veya bir türkü mırıldanayım dedim; ama ortaya yeni, yâni içime doğuveren besteler çıktı: yarına bağlı ihtimallerin, yarın olabileceklerin besteleri…. ve ben, bu arada, sıgarayı tazelediğimi gördüm. Sinirlendirici bir şey… bu sıgaradan ne umuyordum yâni? Uyku masa başında gelecek değildi ya? hem de ışık böyle pırıl pırıl yanıyorken?
Daha ikinci çekişini yaşayan sıgarayı geberttim, ışığı söndürdüm, yatağa girdim ve Allah’ı hatırladım; bana uyku ihsan eylesin diye.
Uyumazsam çok kötü olacaktı; hemen uyumalı idim. Bunun için de uykuya en elverişli durum ve şartları gözetmem gerekti: Midemi gözeterek sol yanıma uzanmış ve heyecanımı yatıştıracak bir konu armaya başlamıştım. Çok geçmeden kalbimin de sol yanda olduğunu hatırladım, sağa döndüm. Bedenim böyle daha rahattı, ama kafamda bir eksiklik var gibiydi: Kafam gözlüğünü unutmuş, biri iyice miyop, öteki iyice hipermetrop bir çift göz gibi, utangaç bir panik içindeydi… evet, kafam.
Ve, kafam kendi kendini zorladı, sebebi buldu: Sol yana yatarken çevirdiği film kopmuştu. Ekledi:
Film bir tabiat manzarası idi ve bu benim eski bir yöntemimdi: Uykunun altın olduğu askerlik günlerinde onun sâyesinde pek iyi sonuçlar elde etmiştim; on dakikalık molalarda bile mışıl mışıl uyurdum. Rastgele bir yere şöyle uzanıverir, doğduğum kasabayı, bu kasabadaki kocaman çınarlı bir tepeyi düşünür, ovanın bu tepeden görünüşünü düşünür, böylece de sinirlerim gevşemiş, rahat ve mahzun, dalar giderdim.
Bu bir kanundu; çünkü her denenişinde ayni sonucu verirdi. Ama işte şimdi iflas ediyordu; işe yaramıyordu:
Eskiden ve bütün hallerde orayı düşünmek yeterdi bana. Şimdi ise o çocukluk kasabamda olmak istiyor, başka hiç bir şeyi değil, ancak ve yalnız bunu istiyordum.
Durum böyle olunca da, bu kalleş sıla özlemini söküp atmaktan başka yol yoktu; ben de böyle yaptım. Böyle yaptım ama, ufukta uykuya benzer, hattâ uyku habercisi bir şey görünmüyordu; ufuk bile görünmüyordu: Ufuk, bir toz duman ardında, atomik bir hızla kaynaşan öfkeler, kızgınlıklar, kırgınlıklar, hoşlanışlar, tiksintiler, umutlar, umutsuzluklar, sevgiler ve acılar ardında eriyip gitmişti.
Beni çileden çıkarabilirdi bu: Yeniden sol yanıma döndüm. Ve bütün bu yüzleri, bu anışları, bu düşünceleri sağ yanımda bırakayım dedim… bırakırım umdum. Ne çare ki, bunların pek çoğu da benimle birlikte sola üşüştüler. Ben de , o zaman, bir hiç değilse yarım sıgara içmenin iyi olup olmayacağını düşünmeye başladım. Bu arada aklıma içtiğim sıgaraların sayısını bulmak sevdası düştü: uzun uzun uğraştıktan sonra, ikindiden bu yana içtiklerimin sayısını tam ve kesin olarak bilmek zorunda olduğumu anladım; yoksa içim bir de bu yüzden mıncıklanıp duracaktı.
Bir paket bitmişti. Bunu biliyordum. İkinci de ne kadar kaldığını, yâni ne kadarını içtiğimi anlamak için kalktım, ışığı yaktım: Pakette sekiz sıgara vardı. Demek ikindiden bu yana otuz iki sıgara içmişim. Elimde olmadan, “patla” dedim. Sonra da, avunayım diye, bir sürüsü otlakçılara gitmiştir diye düşündüm. Ama, aksine, aklıma hep arkadaşlardan içtiklerim geliyordu.
Bu işde bir çıkar yol göremeyince yatmaya karar verdim. Masadan kalkarken gözüm yine sıgara paketine takıldı ve ben, sıgaraları lâf olsun diye bir daha sayınca, yedi tane olduklarını gördüm. Şaşılacak bir şeydi bu; çünkü, daha az önce sekiz saymıştım. Allah, Allah diyerek sıgaramdan derin bir nefes daha çektim ve saate baktım: Akreple yelkovan, sarmaş dolaş, tek çizgi! Telâşlandım, sıgarayı, ışığı söndürdüm. En geç yarım saate kadar uyumalı idim. Uyuyamazsam çok kötü olacaktı.
Yatağa girerken, bir dergide okuduğum “sayı sayma usûlü”nü denemeye karar vermiş bulunuyordum. Bunu şimdiye kadar hiç yapmamıştım; ama yazarın uyku tutmayanlara hararetle tavsiye ettiğini iyice hatırlıyordum.
Bu sisteme göre, sayılar yüzden başlanarak aşağıya doğru sayılacaktı. Ben, daha sağlama gitmek için, beş yüzden başlamaya karar verdim ve derhal işe giriştim:
Beşyüz, dört yüz doksan dokuz…. dört yüz doksan sekiz…
Aman ne güzel! Ben daha iki yüze inmeden, daha iki yüz elli bir demeden kafama hoş bir tenhalık gelmeye başladı ve ben yumuşacık bir hazla, anamdan ninni söyler gibi, sürdürdüm saymayı:
İki yüz yirmi iki… iki yüz yirmi bir… iki yüz yirmi… iki yüz yirmi… iki yüz yirmi… bozuk bir plâk gibi… iki yüz yirmi… ve ben, ne güzel… enfess…. mükemmel derken, iki yüz yirmi… çünkü iki yüz yirmi… lira benim… iki yüz yirmi-.
İğneyi plâğın çızığından kurtarabiliyorum. Çok şükür diyeceğim; ama içime, belli belirsiz de olsa bir tedirginlik gölgesi düşmüş gibi: Hızlı hızlı saymaya koyuluyorum; şükretmeye bile vakit kalmamalı; hattâ şükretmeyi düşünmemeliydim bile:
İki yüz on yedi… iki yüz on altı… iki yüz on beş… işler düzelir gibi oluyor.
Yüz iki… yüz bir… burnun içini gıcıklayan derin nefesler… beyninde her şeyin dibe, derinlere, el değmedik, gün düşmedik kuytulara doğru çekilişi… ağır ağır.
Seksen bir… seksen… yetmiş dokuz… derken… imkân yok, yetmiş sekiz’i geçemedim. Nasıl çiğner geçersin kardeşim, nasıl?
Yetmiş sekiz benim okuldaki numaramdı:
Yetmiş sekiz, on iki ile on beş yaş arasındaki çocuktur. İldeki okulda geçen üç kıştır. Biri şair, biri milli futbolcu, biri pilot, biri cumhurbaşkanı yapan dört aşktır. Kasabadan, sokak arkadaşlarından, evden üç defa ayrılış, üç defa anaya dönüştür. Mektuplar, sınavlar, “geçtim” diye şarkı söyleyen telgraflardır, babaya. Yetmiş sekiz…
Attığım gibi yorgana tekmeyi, yataktan fırladım; ışığı yaktım, iki tane de sıgara yaktım: Uykuymuş, uyumakmış, yarınmış, sağlam vücut, sağlam kafa teorisiymiş ve bütün teorilermiş; artık bana vız geliyordu… hepsi de. Saate benden başka kim bakarsa baksın, iki otuz beş derdi, ama ben, inadıma hiç bir şey demiyordum. Demiyecektim de.
Yarın, yarın diye sayıklayıp durmuştum; işte yarının eşiğinde idim ve nerdeyse tanyeri ağaracaktı… ağaracaktı da ne olacaktı? Yarın, öbür gün, bir yıl beş yıl ne imiş? Bütün mesele yetmiş sekiz’de. Yetmiş sekiz nerede?
Yetmiş sekiz, iki yüz lira aylıklı, aşçıya, bakkala borçlu; tek kat elbiseli, pençesi delik papuçlu ve… aşksız, arkadaşsız bir gazete musahhihi olmak için var olmuştu?
Umutların, hayallerin, projelerin -yedi rengi bin bir birleşim ile- ışıl ışıl aydınlattığı gelecek yılların billurları, içlerinden böyle soluk benizli, ezik ve horlanmış yarınlar çıksın diye mi yetmiş sekiz’in rüyalarına sıra sıra dizilmişti?
Yetmiş sekiz sıgaram olmayışına lânet okuya okuya bütün sıgaralarımı içtim, bitirdim; sonra da, uykuysa, uyumak bir mârifetse, al uykuyu diyerek akşama kadar uyudum.
Nisan 1950
(*) Tarık Buğra, Yarın Diye Bir Şey Yoktur, Ötüken Yayınları, İstanbul 1979, ss. 73 – 79
TARIK BUĞRA HAKKINDA BİLGİ:
1918’de Akşehir’de doğdu.
İlk ve ortaokulu Akşehir’de okudu. İstanbul Lisesi’nin yatılı kısmında okurken bu lisenin yatılı kısmının kapatılması üzerine kaydını Konya Lisesi’ne aldırdı ve liseyi burada bitirdi (1936).
Lise yıllarında Tarık Nazım müstear ismiyle hikâye ve şiirler yazmaya başlayan Tarık Buğra, İÜ Tıp ve Hukuk fakültelerinde bir süre okuduktan sonra kaydolduğu Edebiyat Fakültesi Türk Dili Edebiyatı Bölümü’nün son sınıfında ayrıldı.
Şişli Terakki Lisesi’nde muallim muavini olarak işe başladı. Cumhuriyet gazetesinin açtığı yarışmada Oğlum(uz) adlı öyküsüyle bin liralık büyük ödüle layık görüldüğü ilan edildi. (1948). Ancak, Tarık Buğra’ya bu para yerine altın bir kalem ödül olarak verildi. Aynı yarışmada Doğan Nadi’nin bölük komutanı birinci ilan edildi ve bu zatın hikâyeci olarak adına ikinci bir kez daha rastlanılamadı. Sonraki öyküleri Çınaraltı, İstanbul, Yenilik, Yeditepe, Yücel, Küçük Dergi, Seçilmiş Hikâyeler, Dost ve Hisar’da yer aldı (1949-55).
Akşehir’de Nasrettin Hoca gazetesini çıkardı (1949- 1952). Milliyet gazetesi, Vatan, Yeni İstanbul gazetesi (1952- 1956), Yol Dergisi (1968) ve Tercüman gazetesinde (1970-1976) sanat sayfaları düzenledi, fıkralar yazdı, yazı işleri müdürlüğü yaptı. Türkiye gazetesinde köşe yazıları yazdı.
Öykü kitapları dışında Siyah Kehribar (1955), Küçük Ağa (1963), Küçük Ağa Ankara’da (1966), İbişin Rüyası (1970), Firavun İmanı (1986), Bir Köşkünüz Var mı? (1978), Gençliğim Eyvah (1979), Dönemeçte (1980), Yalnızlar (1981), Yağmuru Beklerken (1981), Osmancık (1983), Dünyanın En Pis Sokağı (1989) adlı roman, Ayakta durmak İstiyorum (1966), Üç Oyun (1979), İbiş’in Rüyası (1982), Güneş ve Aslan / Patron (1988), Sıfırdan Doruğa / Patron (1994) adlı oyun, Gagaringrad-Moskova (1962), Gençlik Türküsü (1964), Düşman Kazanmak Sanatı (1979), Bu Çağın Adı (1996), Politika Dışı (1992), Güneş Rengi Bir Yığın Yaprak (1995) adlı gezi-deneme ve anı kitapları bulunmaktadır.
İbişin Rüyası sahnelendi (1972), İbiş’in Rüyası, Küçük Ağa ve Firavun İmanı dizi film olarak televizyona uyarlandı.
İbiş’in Rüyası ile TRT 1970 Sanat Ödülleri Yarışması’nda başarı ödülünü, Firavun İmanı ile 1976, Gençliğim Eyvah ile 1979, Yalnızlar ile 1981, Osmancık ile 1983 Türkiye Milli Kültür Vakfı Armağanlarını, Akümülatörlü Radyo ile 1981 TYB Tiyatro Ödülü’nü, Yağmuru Beklerken ile 1989 Türkiye İş Bankası Ödülü’nü, TYB 1994 İLESAM Üstün Hizmet Ödülü’nü kazanandan Tarık Buğra, 1994’te İstanbul’da öldü.
Öykü Kitapları:
Oğlumuz (Ege Matb., Ankara 1949, 13 öykü: Oğlumuz; Bacanak; Havuçlu Pilav Meselesi; Martı; Sihirli Ayna; Hayat Böyledir İşte; Ömer; Çok Sonra; Fal; Kel Melahat; İki İhtiyar; Kara Oğlan; Buhran)
Yarın Diye Bir Şey Yoktur (Yenilik, İstanbul 1952, 15 öykü: Yarın Diye Bir şey Yoktur; Küllük; 087956’nın Sıfırı; Coğrafya Dersi; Şarap Şişeleri ve Kitaplar; Bitmemiş Senfoni; Söz Alma… Fakat Kimden?; Üstadla Konuştum; Borç; Kuyruklu Yıldız; Mağlûp; Ovaya Destan; Yarıda Kalan Aşk; İlk Aşk; Ayakkabı Gıcrıtısı, Hoparlör ve Şöhrete Dair)
İki Uyku Arasında (Yeditepe, İstanbul 1954, 13 öykü: İki Uyku Arasında; Kurtuluş; Mavi Doç; Belediye Başkanımıza Dilekçe; Piyano ve Keman İçin; Beşinci; Ufacık Ölü; Ata Binmiş Ali Ağa; Meçhul Kahraman; şaheser Peşinde; Muhallebicide; Pazar Nöbetine ve Sınırlara Dair; Şehir Kulübünde)
Hikâyeler (MEB, Ankara 1969, 39 öykü: Oğlumuz; Havuçlu Pilav Meselesi; Buhran; Ömer; Heyyi Hey; hayat Böyledir İşte; 087956’nın Sıfırı; Şehir Kulünü’nde; Kuyruklu Yıldız; Çocuklar ve Elmalar; Eşekarısı; Bacanak; Ata Binmiş Ali Ağa; Coğrafya Dersi; Ovaya Destan; Martı; Sözalma; Ayakkabı Gıcırtısı, Hoparlör ve Şöhrete Dair; Şarap Şişeleri ve Kitaplar; Bitmemiş Senfoni; Kardan Adam; “Gün Akşamlıdır”; Yarın Diye Bir Şey Yoktur; Var Olmak veya Olmamak; Yarıda Kalan Aşk; Mağlûp; İlk Aşk; Sevginin Bedeli; Kör; Otel Faresi; 45 Saniye; Küllük; Borç; Üstadla Konuştum; Beşinci; Piyano ve Keman İçin; Çifte Tabancalı Hafiye; Uzaklardan; Dostluk)
Yarın Diye Bir Şey Yoktur (Ötüken, İstanbul 1979, 34 öykü: Oğlumuz: Oğlumuz; Havuçlu Pilav Meselesi; Hayat Böyledir İşte; Buhran; Martı; Karaoğlan; Ömer; Bacanak; Yarın Diye Bir Şey Yoktur: Yarın Diye Bir şey Yoktur; Kuyruklu Yıldız; Hiçbirşey Bilmiyormuşum; Küllük; Coğrafya Dersi; Üstadla Konuştum; Söz Alma… Fakat Kimden; Bitmemiş Senfoni; Borç; Ayakkabı Gıcırtısı, Hoparlör ve Şöhrete Dair; 087956’nın Sıfırı; Şarap Şişeleri ve Kitaplar; Sonrakiler: Şehir Kulübünde; Kardan Adam; Sevginin Bedeli; Beşinci; Var Olmak veya Olmamak; Heyyi Hey; “Gün Akşamlıdır”; Helvacı Güzeli; Eşekarısı; Çocuklar ve Elmalar; Dostluk; Çifte Tabancalı Hafiye; Uzaklardan; Otel Faresi)
nMJ1q5.gif


Iyi Forumlar
#2
Okumaya usendim genede tesekkurler
#3
Önemli Degil.
(Son Düzenleme: 01-06-2015, Saat: 05:05, Düzenleyen: Dogukan.)
nMJ1q5.gif


Iyi Forumlar


Konu ile Alakalı Benzer Konular
Konular Yazar Yorumlar Okunma Son Yorum
  İkinci şans kitap özeti Dogukan 1 171 05-04-2016, Saat: 22:49
Son Yorum: SelcukBass
  Bir bilim olarak psiliyatri Kitap Özeti Dogukan 0 158 05-04-2016, Saat: 22:39
Son Yorum: Dogukan
  Canan Kitap Özeti Dogukan 0 177 05-04-2016, Saat: 22:38
Son Yorum: Dogukan

Hızlı Menü:


Konuyu Okuyanlar: 1 Ziyaretçi

Türkçe Çeviri:MCTR MyBB, © 2002-2016 MyBB Group.
Desing and Coding By Mustafa SEVİM