Kitap Özeti Devir (Ece Temelkuran)

Kim-Jong

Onursal
Onursal
Katılım
18 May 2015
Mesajlar
1,226
Tepkime puanı
0
Devir Ece Temelkuran

BİR DÖNEMİN ROMANI: DEVİR

“İyi kötü bir hayal olarak kurulmuş başkent Ankara+ Türkiye’nin tam ortasındadır. Ankara’nın tam ortasında da bir park bulunur. O parktaki küçük havuzda kuğular yüzer. Onlara “dilsiz kuğu” denir. Hiçbir yere gitmez ve hiç ses çıkarmazlar. İnsanlar parktan geçerken+ aniden durur ve unuttuklarını hatırlamadıkları bir şeyi onlar biliyormuş gibi kuğulara bakar. Çünkü evet+ o kuğuların bu ülkenin tam kalbinde durup susarak sakladıkları bir sır vardır. Bu çılgın ve hüzünlü ülkede her şeyin neden ve nasıl olup da hala devam edebildiğini sadece o dilsiz kuğular bilir.” diye başlıyor Ece Temelkuran’ın son romanı Devir…

12 Eylül’ün hemen öncesinde Ankara’da geçen+ romanda anlatıcı olarak sekiz yaşında iki çocuk Ali ve Ayşe kullanılmış. O dönemlerde yazar da aynı şekilde sekiz yaşında olduğu düşünülürse bir nevi otobiyografik öğelerin de içerdiğini söyleyebiliriz. Gündelik hayatın irili ufaklı örneklerine de yer veren yazar+ özellikle Bülent Ersoy’dan söz etmiş. Bir röportajda neden Ersoy’u kullandığını ise şu sözlerle açıklar: “Herkesin kafasını meşgul eden Bülent Ersoy meselesi+ bence faşizme doğru gidişin en mükemmel göstergesiydi. En solcu+ en marjinal gazetelerde bile o tartışılıyordu. Tabii olumsuz şekillerde... Şair Nedim’in dizeleriyle+ “Kız mısın+ oğlan mısın kâfir?” diye manşetler atıyorlardı. Solcusu da sağcısı da Bülent Ersoy’un kadınlık-erkeklik meselesinde nerede durduğuna takık vaziyetteydi.”

Ali o zamanlarda solcuların ve devrimcilerin yaşadığı elektriği olmayan gecekondu mahallesi Seyranbağlarında yaşayan fakir bir ailenin çocuğudur. Babası Ayşe’nin babasının iş yerinde çalışan bir işçidir. O sıralar ülke büyük bir buhran ve çatışmaya girerken+ Ali ve ailesi de bundan nasiplerini en kötü şekilde almışlardır. Çünkü Alilerin evlerini yakmışlardır+ faşist dedikleri diğer mahalledeki insanlar. Bu durum onları yine de yıldırmaz. Devrimci gençler Hüseyin ve Birgül önderliğinde geceleri çalışarak-gündüz bir komplodan korkarlar-Ali’nin ailesi için yeni bir ev inşa ederler. Ali o yaşlarda “faşist+ diktatör+ devrim” kelimeleriyle büyüyen ve bunları büyük bir özenle hafızasına kaydeden bir çocuktur. Ayşe ise anneannesi+ ve anne babasıyla yaşayan bir çocuktur. Annesi mecliste çalışmaktadır. Arkadaşı olmadığı için evde oldukça sıkılır+ devir kötü olduğundan istediği gibi anneannesiyle dışarı çıkıp gezemez. Fakat hiç ummadığı bir anda çok iyi bir arkadaş edinir. Ayşe’nin babası Ali’nin babası Hasan Efendi’ye yanan evlerinden dolayı oldukça üzülür ve karısına evde temizliğe yardımcı olarak çalışmasını önerir. Ali de annesiyle geleceği için iki çocuk çok iyi arkadaşlık kurar. Birbirlerine çocukça söz verirler. Bir dahaki gelişinde Ali Ayşe’ye ipek kozalağı getirir. “Kelebekler meclise giremez!” sözü duymuşlardır bir yerde. Çocuk akıllarıyla Ayşe bu kozalakları meclise sokacağını söyler. Ama Ali’nin de bir görevi vardır. Kuğulu parkın kuğularını kurtarmak. O dönemde kuğular kaçmasın diye minik bir operasyon yapılıyordur. Kanatlarındaki bir kıkırdağın kırılmasıdır bu operasyon. Ayşe babasının veteriner bir arkadaşından bu operasyonun kağıtlarını aşırır ve Ali’ye getirir. Ali küçük yazıları okuyan akıllı bir çocuk olduğu için Ayşe’ye operasyonu anlatır ve kuğuları kurtaracağına söz verir. O sıralarda Ayşe’nin annesinin Önder adında eski sevgilisi çıkar ortaya. Ayşe arada annesiyle beraber görüşmelere gider. Annesi bu durumdan çok etkilenir. Çünkü 70’lerde beraber hapse girdiği gençlik aşkıdır. Önder kadına bir zarf verir. Bir gün Ayşe evlerinin karşısındaki karakoldan-yapılan işkenceleri Ayşe oyun olarak düşünüyordur.-dut yaprağı toplar ve gizlice Meclisin arşiv bölümüne kozalakları koyar. Bir dahaki gelişlerinde kozalakların turuncu kelebeğe dönüştüğünü görür. Ayşe ellerini çırparak çocukça mutluluğunu gösterir. Ama meclisteki-ailesi onlara faşist dedikleri-insanlar bu durumdan rahatsız olurlar ve Ayşe’nin annesine soruşturma açacaklarını söylerler. Ayşe görevini tamamlamıştır. Şimdi sıra Ali’dedir+ kuğuları kurtarmak. Yazar+ kuğular neyi simgeliyor sorusuna+ “Gücü ve zarafeti. Zor koşullarda bile güzel görünüyorlar. Vakarlılar. Yaşarken susuyorlar+ seslerini sadece ölürken işitiyoruz. Gezi döneminde kuğuları gazdan kurtarmaya çalışan çocukları okumasaydım bu hikâyeyi kurmazdım. Bugünle bağlantı kuramazsam geçmişte yaşanmış bir olayın benim için anlamı yok.” diye cevap verir. Bu yüzden kuğuların romanda oldukça önemli bir yeri vardır. Bu sırada Ali ve annesi aranan Hüseyin ile görüşürler. Dönüşte evlerinde onları kötü bir sürpriz bekliyordur: polis. Annesine işkence yaparak Hüseyin’in nerede olduğunu sorarlar ve gecenin sonunda annesini karakola götürürler. Bundan dolayı bir süre Ali+ Ayşe’lerde kalacaktır. O sıralarda Ayşelerin komşusu Samim ağabeylerin evinde Birgül ve Hüseyin görülür. Balkona atlamaya çalışır. Hüseyin ölmüştür ama çocukları onun kuğu olarak gökyüzüne uçtuğunu düşünürler. Darbenin olduğu gece çocuklar temin ettikleri el arabası ve kuğuyu bayıltacak maddeyle parka gidip yavru olanı kurtarırlar. O gece darbe olur+ sokağa çıkma yasağı getirilir. Ali’nin annesi hastanede olduğu için Ali+ Ayşe’lerle beraber Ordu’ya dedeyi görmeye giderler. Yolda Perşembe ilçesine kuğuların geldiğini öğrenirler. İstikameti değiştirip Perşembe’ye giderler ve kuğuyu orada diğerlerinin arasında gökyüzüne uçmasını izlerler.

Devir+ sadece bir dönemin romanı değil+ bir unutuşun+ hatırlamamanın ve dönemin eleştirisi bir kitap. Kitap o dönemden şu ana gelene kadar ülkenin içinde bulunduğu durumun da panoramasını gösteriyor. Kısacası o dönemin siyasetçilerinin “Öyle bir nesil yaratacağız ki kim olduklarını unutacaklar!” sözünü doğrulayan bir roman olduğunu görüyoruz.
 
Üst