Kitap Özeti Vadideki Zambak

Kim-Jong

Onursal
Onursal
Katılım
18 May 2015
Mesajlar
1,226
Tepkime puanı
0
Vadideki Zambak ilk kez 1836’da yayınlanan ve yazarın en verimli zamanlarından birine denk gelen başyapıtlarından biridir. Vadideki Zambak için bir imkânsız aşkın ve ıstırabın romanıdır demek yanlış olmaz. Romantik pasajların yanı sıra felsefe, din ve tabiat da yoğun oranda işlenmiştir. Balzac, ıstırabı her açıdan incelerken karakterlerle beraber okuyucuyu da kitapta zaman zaman ikilem içerisinde bırakmıştır. Şehvetli aşk mı kazanmalıdır, kutsal aşk mı? Vücudun sevgilisi mi galip gelmelidir, ruhun sevgilisi mi ?

Romanın çoğunluğu Fransa’nın Touraine eyaletinde, “toz haline gelen binlerce insanın yattığı ve şimdi ruhlarıyla aydınlattıkları” bir vadide geçer. Başlangıçta ağabeyi Charles’ın aksine ailesi özellikle annesi tarafından ilgisiz davranılan ve ihmal edilen Felix’in Pont-le Voy’da yatılı okul günlerinden bahsedilir. Aristokrat bir ailesi olmasına rağmen yeterli miktarda maddi olanak sağlanmayan ve yetersiz beslenen Felix, yaşıtlarına göre cılız bir çocuktur. Daha sonra 15 yaşında Paris’teki bir okula alındığında ailesinin ihmalleri ve Felix’in ıstırabı devam etmektedir. Ailesinin tutumu yüzünden vücutça bir çocuk ancak kafaca bir ihtiyar kadar olgun olan Felix, Paris’ten Tours’a geldiğinde iki kız kardeşi tarafından da hoş karşılanmaz. O günlerde annesinin de hasta olmasını fırsat bilerek Kral Louis XVIII. yanlısı şehirdeki, prens onuruna yapılan baloya gitmeyi başarır. Baloda gördüğü güzeller güzeli bir kadından çok etkilenir ve o ana kadar tatmadığı duygular içerisinde onu omuzlarından öper fakat bir kraliçe gibi azametli olan bu kadın şaşkınlık içerisinde, bir yandan da heyecanından dolayı Felix’i affettiğini belli eden bakışlarla oradan uzaklaşır. O andan sonra kadını aklından çıkaramayan Felix, daha sonra Clochegourde şatosuna kadar kadının izini sürerek kadının Madame de Mortsauf olduğunu keşfeder. Madame de Mortsauf, o gece baloda gördüğü genci hatırlamasına rağmen bir şey söylemez ve Felix zamanla Madame de Mortsauf’un kocası, kral yanlısı ve Napolyon’dan sonra zenginliğini kaybetmiş eski bir asker olan Monsier de Mortsauf’un dostluğunu kazanmayı başarır. Mortsauf çiftinin sağlıkları çoğunlukla pekiyi olmayan çocukları Jacques ve Madeleine de zamanla Felix’i çok sevmişlerdir. Ailenin bir parçası haline gelen Felix, şatoda vakit geçirdikçe ailenin bilinmeyen diğer bir yüzüne şahit olur. Sürekli sıhhatleri bozulan çocukları, sürgünde geçirdiği zamanlarından dolayı ruh sağlığı bozulmuş bir koca ve şefkatten yoksun bir anne yüzünden Madame de Mortsauf’un da ıstırap konusunda Felix’ten aşağı kalır yanı yoktur. Bu asil ruhlu kadın da zamanla içini Felix’e döker, bir zamanlar ona Henriette diye hitap eden çok sevdiği halasının odasını Felix’e verir, bunun yanında ona Henriette diye hitap etmesine de izin verir. Ancak tüm bu aşamalarda asla kocasına sadakatsiz davranmamaya, iffetini korumaya özen göstermiştir. Felix’e çoğu zaman “dostum” diye hitap eder, hatta bir gün Felix’e niyetinin onu ileride kızı Madeline ile evlendirmek olduğunu söyler. Felix’i Paris’e gidip onu bir kariyer yapıp yükselmek konusunda destekleyen Madame de Mortsauf, aynı zamanda Felix gittiğinde yazdığı mektuplarla ona yol gösterici olur. Kralın huzurunda çalışkanlığı ve dürüstlüğüyle kısa zamanda yükselen Felix, Henriette’e olan aşkını da hiçbir zaman unutmamıştır. Ancak bir gün onu daha önce hiç tanışmadığı maddi zevklerle tanıştıran ve ‘vücudunun sevgilisi’ olan Lady Dudley’le tanışır ve Henriette’i unutmamasına rağmen onunla birlikte olur. Annesinin yazdığı bir mektupla durumu öğrenen Madame de Mortsauf Felix’e yazdığı mektupları kesince, Felix de her şeyi bırakıp vadideki zambağı Henriette’e dönmeyi seçer. Fakat artık kendisine Henriette diye hitap edilmesini istemeyen ve ızdırap içerisinde kıvranan Madame de Mortsauf, Lady Dudley’i de gördükten sonra onları mutlu olmaları için bırakarak şatosuna çekilir. İşine dönen ve Lady Dudley’le yaşamaya devam eden Felix de merak içerisinde kıvranmaktadır. Bir gün Henriette’inin çok hasta olduğunu öğrenir ve tekrar her şeyi bırakıp vadiye doğru yola çıkar, Henriette’in son anlarına yetişir. Henriette ıstıraptan ölmek üzeredir çünkü “bir kadın sevdiği adamın başka biri tarafından mutlu edildiğini görmektense onu can çekişirken görmeyi tercih eder”. Daha sonra ona yazdığı vasiyetnamede Henriette, onun da baştan beri Felix’i delice sevdiğini, hatta belki de Felix’in onu sevdiğinden daha çok sevdiğini ancak bu imkansız aşktan, kocasından ve dindarlığından ötürü önceden söyleyemediği bütün itirafları kağıda dökmüştür. Kitabın başından beri Henriette’in duyguları hakkında arada kalmışken bu itirafla her şey açığa kavuştu zannederken, kitabın sonlarına doğru bütün hikayede Felix’in arada Natalie adında birine hitap etmesiyle, kitabın başındaki “Madame La Comtesse Natalie De Manerville’e” yazısını hatırlarız. Aslında bütün kitap Henriette’den sonra Lady Dudley’i de bırakıp kadınlardan tümüyle soğuyan ve inzivaya çekilen Felix’in, yeni aşkı Natalie’ye kendini ve zaman zaman dalıp gitmesinin nedenini anlatmak ihtiyacıdır, ona yazdığı bir mektuptur. Kitabın sonundaysa, Natalie’nin Felix’e cevabını okuruz. Mektubunda Natalie Felix’e, ona acıyarak onu sevemeyeceğini, Felix’in bir aşıktan çok hastabakıcıya ihtiyacı olduğunu ve Henriette ve Lady Dudley’in ruhlarıyla yarış edemeyeceğini söyler. Aşk itirafı yapacağı bir sonraki kadından bu anıları saklaması gerektiğini, zira kadınların kurumuş bir kalbin acılarını dindirmek için kullanılmaktan hoşlanmayacağını söyleyerek mektubunu bitirir.

Istırabın her aşaması incelenen ve müthiş betimlemelerle dolu bu romanda, ne çektiği acılar yüzünden psikolojisi bozulan ve eşine kötü davranan Monsier de Mortsauf’a, ne annesinin ölümünden sorumlu tuttuğu Felix’e kızan Madeline’e, ne ağırlaşmış hastalığını annesinden gizleyen Jacques’e, ne de üzüntü dolu bir çocukluktan sonra ilk aşk deneyiminde böyle acı dolu bir tecrübe yaşayan Felix’e kızabiliriz. İnsani duyguların en derinine inen bu kitabın layığıyla anlaşılması için belki de birkaç defa okunması gerekir.
 
Üst